31 Ekim 2010 Pazar

biliyorum çok kıskancım


Biliyorum çok kıskancım



Göremediğim sahilleri kıskanırım ben
Sonbaharda üzerine basamadığım sarı yaprakları
Moda sahilinde kedilere yemek veren sabah erken kalkan teyzeyi kıskanırım
Orhan Veli dizeleri üzerinde içtiğin o sigaranın tadını
Çengelköy Çınar altında çayına gölgesi düşen çınarı kıskanırım
Binemediğim gemileri kıskanırım
Sabah yetişemediğim vapur günlerini kıskanırım
Güldüğünde gözleri kısılan biriyle içtiğin o nargileyi
Simit atamadığım martılı sabahları kıskanırım
Denize inen yokuşların varsa eğer senin seni de kıskanırım
Okuyamadığım kitapları kıskanırım
Benden çok ayracı olan insanları
Yağmurda dans edenleri
Rakı-balık keyfini Zeki Müren ile taçlandıranları
Ada'da bisiklet turuna çıkanları
Hele Cunda Adası’nda yaşanları çok kıskanırım
Kafasındaki tüm sorulara cevapları bulan insanları
Benden önce söylenmiş güzel sözleri hem sever hem kıskanırım

Henüz altını çizemediğim cümleleri düşündüğümde çizemediklerimi kıskanırım
Yılın ilk yağan karına tanık olamadığım kış gününü kıskanırım
Kiraz mevsimi gitme vaktidir gidemediğim yerleri kıskanırım
İzleyemediğim filmlerin sahnelerini kıskanırım
Sabah kalktığında seni karşılayan iğde kokusunu kıskanırım
 Evini, süs eşyalarını, takılarını kıskanmam ama gittiğin ülkeleri kıskanabilirim
Hatta Paris’te çektiğin fotoğrafları çok kıskanırım…
Yediğin yemeği değil ama ailenle gittiğin akşam yemeğinde edilen sohbeti kıskanırım
Yaptığın resimleri, gittiğin oyunları, abone olduğun dergileri kıskanabilirim
 Bir türlü hazırlamaya vakit bulamadığım alıntılar defterin varsa ki çok pis kıskanırım
Dünyayı benden çok tanıyorsan ve seviyorsan benden çok ki seni yine kıskanırım


Ama dünya bu biliyorum ki her şeye yetişemiyorum…

Ve sen başka kentlerde yaşayıp şu an özlediği şehirde olan kişi
Evet, en çok seni kıskanıyorum…

28 Ekim 2010 Perşembe

yazarak yaşamak

Yazıyorum
Niye yazdığımı bilmeden yazıyorum
Sanırım boşalıyorum
Aslında çok da önemli değil
Bulduğum yer yere her boşluğa yazıyorum
İçimdeki boşluğu ancak böyle doldurabileyim  diye yazıyorum
İçimdeki yangın daha çok harlansın
Balıklarıma yüzecek daha çok yer olsun diye yazıyorum
Ben hep o  arafta yazıyorum

Biliyorum ki yazdıklarımızın bir farkı yok
Sen güneşin doğuşuna kızıp yazıyorsun
Ben yağmurda dans edemediğime kızıp yazıyorum
Kimbilir…
Ne kadar farklı görünse de aynı iplerle tutunuyoruz, aynı derinlere inip aynı uçurumlardan düşüyoruz
İnsanız
Birbirimize çok benziyoruz.
Bazen korkarak sokuyoruz kafamızı sirkten içeri
Kimi zaman tam ortasındayız en becerikli cambaz biziz kendi sahnemizde
En izlenesi oyunumuzu oynuyoruz
Alkışlar senin
Duyamadın mı?
Sus ve dinle o zaman
Hepimiz bu dünyadayız ve alkışları hak ediyoruz
En azından
Sırf bunun için
Sırf
Yaşadığımız için

27 Ekim 2010 Çarşamba

yaşadım diyebilmen için

Vazgeçtim kaçmak yok söz bu kez diyerek "Tutunamayanlar" 'ı elime aldım.Tamam biliyorum yarım yaşanan ilişkiler gibiydi ağzımızda içimizde dolanan ama olması gereken. Şimdi baştan başlıyoruz.Keşke ilişkilerde de öyle olsa ama öyle bir buton yok hayatta.Başlıyorsun aldığın haz acı zevke göre bırakıp gidiyorsun ya da onları yaşamaya devam ediyorsun. Tutunamayan olmak fikri ne kadar doğru ne kadar itiraf edebildiğin ya da ne kadar sindirebildiğin bir fikir bilemiyorum. Hani şu an iyi gider misin onu da bilmiyorum çünkü ben her şeyi değiştirme arifesindeyim. bu sefer işte evet bu sefer.

Herkes tutturmuş yani anlıyosun dimi tutturmuş sevdiğini evliliğini içlerinde hiç ukte kalmamış hiç acaba dememiş. hiç kırmaktan korkmamış ki bu yüzden belki çok da kırılmamış çok önemsememiş işte çok da düşünmemiş.bu yüzden iyi bu yüzden sonsuz bir huzuru var o insanın sonsuz bir acelesi gitmesi gereken randevuları ve arkadaş toplantıları.

Hiç bir şehri içine sokacak kadar sevmemiş hiç bir şehirden nefret eder gibi kaçmamış.nedir bizde eksik onlarda fazla onlarda eksik bizde fazla olan şey.hangi hayat daha güzel hangi hayat tutarlı.Kışkanç gözlerle arkadaş toplantılarında ben daha güçlüyüm evet şekerim diye içlerinden geçirenler mi daha dost! ya da daha samimi evet görüyorsun ya yapamadı ben böyleyim deyip sevdiğine, işine, evine, yuvasına kavuşmuş insan mı daha huzurlu ve mutlu.

Doğru bildiğimiz doğrular yanlış bildiğimiz yanlışlar ve işte tek kişisiniz.

Evet yaşadın onca itiraza onca olmaz şöyle olsun böyle olsun diyene inat tek başına da olsan Yaşadın.tutunduğun umudunla gerçeğinle düşünle hala insanlara uymayan sevginle iyi niyetinle yaşadın.
Yaşadın artık sizi hiç istemiyorum diyerek yaşadın
Beni böyle de sevin sevmezsiniz ama böyleyim diyerek yaşadın

Böyle olsanız bu değil işte ben bunu istemiyorum bunu anlayın artık bu anlamayan gözlerle baksalar da yine de Yaşadın
Yaşamak zorundasın
Bir tane daha var mı senden
Yok
Tek başına olsan da
Tutunmaya çalışsan da başkalarının eteklerinden değil onların doğruları güzel dediği şeylerle değil
Kendi güzelliğine tutunmaya çalışıyorsan evet sensin ve evet yalnız olsan da...

Yaşadım diyebilmen için...


(bir müzik olsun istediğim fonda mırıldansın istedim ama aksaklık oldu sessizlikte yazdım, belki bu aksaklık daha iyi oldu )

foto:tumblr

23 Ekim 2010 Cumartesi

mış gibi


e-eee daha daha nasılsın neler yapıyosun?

-hiç birşey yapmıyorum... çok iyiym...her şey çok güzel
ben sadece hala nasıl yalan söylediğine bakıyorum hala ve hala şaşırıyorum bile bile bu kadar usta olmanı yediremiyorum...

hiç beklememiş-
hiç tanışmamış-
hiç konuşmamış-
hiç sevmemiş-
hiç sabretmemiş-
hiç yaşamamış-
hiç ağlamamış-
ız
gibi

sanki hiç bişi olmamış gibi
onca zaman geçmemiş gibi
 birlikte büyümemişiz gibi
o parkta hiç oturmamış
o kuşları besleyen biz değilmişiz gibi


ne tuhaf
dahası kötü
olmamış gibi nasıl yaşanır

değiştim
yoruldum

ve yarın eskişehire gidiyorum
o zamanın başladığı yere
cinayetin başladığı yere
zaman geri gelsin diye değil
daha çabuk geçsin
ileri sarsın diye değil
öylesine gidiyorum


sırf kendim için
öylesine de olsa...

21 Ekim 2010 Perşembe

kırmızı

Gece. siyah. hakan günday.piyano sesi.acı.4.katın balkonu.rüzgarlı hava.yıldızlı berrak bir gökyüzü.cem adrian. kırmızı.sessizlik.kan revan içindeyim.zargana.şehrin ışıkları.arafta bir başına.edip cansever.iç sesler.kitap kokusu.mum sesi.aklımda yollar.ve şimdi şarap olsa hakkaten çok güzel olurdu ama.

sus/amak

en olmadık zamanda biter kimileri
allak bullak hayatnızı biraz daha karıştıtıp gider
bulanmış kafanızı daha da bulandırarak
susarsın

acılar en çok bunu öğretir insana
susmayı
susarak konuşmayı
susarak özlemeyi

içinizde yaptığınız monologları
fakirleşen diyalogları



dünyanın fısıltılarını duymak için iyice kulağını dayaman gerekiyor
içimdeki kuşlar göç mevsmimini şaşırdı bir oraya bir buraya uçuyor...

benim ölülerle konuşasım geliyor...

17 Ekim 2010 Pazar

günün şarkıları3

günün şarkıları2




sen gülünce bahar
renklerden pembe
günlerden pazar
aklım sende

günün şarkıları1




This messy state of love affair....
And when it stops it stops

My heart stopped beating...
ayrıca klip çok tatlı...

....

bir film…
bir fincan kahve…
en sevdiğin müzikler…
biraz ondan bundan sohbet…
biraz gülümseme…
az hayal kırıklığı…
aynı sabaha varılacak aynı gece…
yapış yapış
vıcık vıcık
bir o yana bir bu yana…
hangi kefe ağır acaba?



sensiz yaşamaya alıştırdılar galiba…
galibası mı kaldı
alıştırdılar
alıştırdı hayat
alıştırdın
alıştım
oysa
o gençlik günlerimizde…
neyse
.iktir et

7 Ekim 2010 Perşembe

Kutuplardan şişkin Ekvatordan basık / körebe


Saklambaç oynamaya çalıştıkça
Gördüm kaptığım sandığım köşeleri
Anladım köşeleri yok bu hayatın
Sığındığım boşlukları
Derin dipsiz dünyanın

toplu dünya(!)


“Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da."(edip cansever)

1
Dünya dedim nasıl bir yer
Anlatsam bitmez anladım desem yetmez…
İnsan dedim
İçi organlarla doldurulmuş bir korkuluk
Korkuluk ki kendinden bile korkan isteklerinden düşlerinden haksızlıklardan sesinden korkan
Aciz bir mahlûkat kendine yetemeyen
Kendine ait olamazken başkasına sahip olmaya çalışan
Çığlıklarını susturan
Hırsında boğulan
Dünya demiştim değil mi
Korkuluklarla dolu bir tarla

2
Tarlada uçuşan balonlar
Rengârenk içi boş bulutlar
Düşlerle düşünenler
Çocukların ellerinde
Uçan balonlar
Biz pervaneler etrafında
Hayat elinde bir toplu iğne