"...yavaşlığın düzeyi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın düzeyi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. yavaşlıkla anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. bir şey anımsamak isteyen kimse yürüyüşünü yavaşlatır. buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır..." demişti Milan Kundera Yavaşlık adlı kitabında.
Yıllar önce okumuştum bu dizeleri "anladım" gururu ile. Anlamamışım meğer.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, bileyim istemiyorum 1 yıl mı, 5 ay, 1 gün ? Zamanın önemi var mı, üstelik güzel bir bahar akşamüstünde; girdiğin sokakta adımların çocuk seslerine karıştığı halde, göremedikten sonra.
Ne kadar hızlı yapmaya çalışıyorum her şeyi, sabah evden çıkıyorum, her gün Çiçek Pasajı'nın önünden geçiyorum, önceden bakardım uzun uzun ,İstiklâl Caddesi'nin her sabah başka halini izlerdim. Her sabah başka biri gibi kalkardı ya da bana öyle gelirdi. Şimdi her sabah aynı, uzun zamandır. Sanki her gece sevmediği birinin yanında uyanıyor. Hep gri. Çok sessiz, böyle bir başka ıssız taşları. Bir başka suskun. Aşıkları da eskisi gibi değil.
Bugün farkettim, bütün insanları geçmek istiyorum sokaklarda, iş dönüşlerinde, bir yerlere giderken, bir yerlerden dönerken hızlı hızlı yürüyorum. Sırada beklerken acele ediyorum. Sanki her gideceğim yerde beni bekleyen bir şey var. Bekleyen tek şey kitaplar ya da yapılacak işler.
Ben yavaş yavaş yaşamayı özledim, yavaş yavaş yürümeyi, acele etmemeyi, mutlu bir türkü söylemeyi özledim.
Sonra bir kapı kapanıyor, onca yapılmamış yaşanmamış tüm şeyler o kapıda kilitleniyor, bir dize uçuşup duruyor aklında "ısıtan bir şeyden değil yakan bir şeyden söz ediyoruz" *
...............
Hâlâ seven var mı, hâlâ her gördüğünde uzun uzun bakan var mı akşam sefasına benim kadar, benim gibi? Sanmam.
Hep ondan bu haller, bunların hepsi fasa fiso.
- Mabel Matiz- Peruk Gibi Hüzünlü
-Simon and Garfunkel - Bookends
- dinlendi.
* Barış Bıçakçı
akşamüstü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akşamüstü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Eylül 2012 Salı
24 Temmuz 2012 Salı
Gayet normal şartlar altında
"(Ne kadar da çok severmişiz birbirimizi
Sahi ne kadar da çok severmişiz
Yıllarca, yüzyıllarca öpüştük
Sigaralar tuttuk, içkilerin en iyisini sunduk
İstersen bu gece burada kal, dedik
Sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık
Sık sık görüşelim, olmaz mı dedik
İyi bildiğimiz ne varsa yaptık,
ayrıldık
Ortada
Her zamanki gibi bir karanfil kaldı.)"edip cansever
ortada hep bir karanfil kalır
yanık bir karanfil
kokusu hiç gitmez, belki aylar aylar sürer...
sonra bir şarkı ile bir şiir birleşir, hiç bir şey olmasına gerek yok, hani yolda yürürken birini benzetmemişsindir bu sefer, ya da uzaktan gelen şarkı da değildir hiç hatırlatmayan, yolda yürüdüğü sokak, öptüğü köşeden bile geçseniz her gün , yok bunlardan değil, eve girdiniz bir koku yayıldı sizinle birlikte, yok ondan da değil, sevdiğiniz bir kitaptan ortak bir cümle de değil, böyle birden ansızın hani bir sebep yokken bir karanfil kokusu yayılır, yanık yanık...
hiç dinlemediğiniz bir şarkı çalmaya başlar içinizde durmadan , hani sarılsanız birine gidecek belki o koku, o an bile olsa...
ama sarılamazsınız
koku yapışır burnunuza
hem de hiç bir sebep yokken ortada
gayet normal şartlar altında
sonra...
sonrası kalır
Etiketler:
akşamüstü,
anı,
aşkın halleri,
edip cansever,
güne yakışan şarkılar,
melih cevdet anday
20 Haziran 2012 Çarşamba
unutamamak şairleri
sormuyorum nedenini artık,
sevdiğim şairlerin yüzlerini gördüğümde seninle karşılaşmış gibi olmanın verdiği hissi...
sanki
hala oturuyoruz
ve
vakit haziran bir akşamüstü
sevdiğim şairlerin yüzlerini gördüğümde seninle karşılaşmış gibi olmanın verdiği hissi...
sanki
hala oturuyoruz
ve
vakit haziran bir akşamüstü
31 Ekim 2009 Cumartesi
kasım düşü
kasım... ilk akşamüstü kapıda ve denize inen yokuşlarda... tüm akşamüstleri düşümde şimdi; içinden hep sen geçen bir düş gibi...
üşüyen düşlerim gün gün düşer yaprak gibi dallardan... koca dallardan.. ıssız kalır düşlerim ve de çıplak ağaçlar gibi..üşür sarı kasımlarda....yağmura bulanır sonra toğrağa karışır... biten bir düşüm gibi..
düşen her yaprakla güneş te karışır toprağa...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
