aşkın halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşkın halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2013 Perşembe

Karahinbiba


"Başlangıçta ikisi de çok neşeliydi. Garın pastanesinde çay ve poğaça ile kahvaltı etmişler ve birbirlerini ne çok özlediklerini söylemişlerdi boyuna; aralarındaki "şeyi" söze dökmenin henüz başka bir yolu yoktu. Böyledir bu işler, insanların birbirleriyle ilişkileri! Bir sözlük oluşturursun ve konuşurken o sözlüğe bakarak konuşursun. "Sana fena halde aşığım Çağla!" Eveet, şimdi bakalım bunu nasıl söyleyebiliriz... İşte burada: "Benim için değerlisin Çağla."
 Herkes Herkesle Dostmuş Gibi / Barış Bıçakçı
-Daha ne kadar kitaplarla yaşayacağız?
- Bilmiyorum, sanırım ölene kadar.

Yazan bilir mi dokunduğu hayatların o kitaplardan bu kadar etkilendiğini? Yazar bile değişir de sonunda, bilmez ki okuyan hâlâ orada, o cümlelerin içinde ve yaşamakta.
Bir çay içimi kadar mı sürer hikâyenin aslı?
Yaşanılanları bir yerlere koymak gerekmiyor, asılı tutsan olmuyor, uçup gitsin istiyorsun, şu karahindiba çiçeği gibi,  üfle ve gitsin.

Bahar gelsin artık üfleyelim gitsin, geçsin, bitsin…


Biri de çıksın desin ki : “Kapat gözlerini balığım üzülme sen. Bir gün elbet kurtulacağız cam çeperlerden”

Yazının şarkısı: Serdar Keskin- Kaçış

24 Temmuz 2012 Salı

Gayet normal şartlar altında







"(Ne kadar da çok severmişiz birbirimizi
Sahi ne kadar da çok severmişiz
Yıllarca, yüzyıllarca öpüştük
Sigaralar tuttuk, içkilerin en iyisini sunduk
İstersen bu gece burada kal, dedik
Sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık
Sık sık görüşelim, olmaz mı dedik
İyi bildiğimiz ne varsa yaptık, 

ayrıldık
Ortada
Her zamanki gibi bir karanfil kaldı.)"edip cansever

ortada hep bir karanfil kalır
yanık bir karanfil
kokusu hiç gitmez, belki aylar aylar sürer...
sonra bir şarkı ile bir şiir birleşir, hiç bir şey olmasına gerek yok, hani yolda yürürken birini benzetmemişsindir bu sefer, ya da uzaktan gelen  şarkı da değildir hiç hatırlatmayan, yolda yürüdüğü sokak, öptüğü köşeden bile geçseniz her gün , yok bunlardan değil, eve girdiniz bir koku yayıldı sizinle birlikte, yok ondan da değil, sevdiğiniz bir kitaptan ortak bir cümle de değil, böyle birden ansızın hani bir sebep yokken bir karanfil kokusu yayılır, yanık yanık...
hiç dinlemediğiniz bir şarkı çalmaya başlar içinizde durmadan , hani sarılsanız birine gidecek belki o koku, o an bile olsa... 
ama sarılamazsınız
koku yapışır burnunuza

hem de hiç bir sebep yokken ortada
gayet normal şartlar altında




sonra...
sonrası kalır

9 Ocak 2012 Pazartesi

düşüş

-Sana senin kadar aşık olmayan birine niye bu kadar aşıksın?
-...:/?!Bilmiyorum...*


hayat biliyorum hiç adil değilsin...
ama tam ortasında , yani işte tam da yarı zamanında güzelliğin
bitirmemeye baş koymuş durmadan bir yalnızlıkla geliyorsun...
onu alıp gideceksin yine seziyorum
ben yeniden başlayacağım üşümeye...
ve çok soğuk gündüzler-geceler-sabahlar  başlayacak
bu kalabalık şehir yeniden bomboş kalacak

gideceksin ve yer kabuğu kayacak ayaklarımdan
düşüp düşüp kalkacağım ben buzdan
ve üşüyüp duracağım bu yüzden
üşüyüp duracağım...




oysa;

"son çırpınışımdın sen insanlar arasında. keşke yalnız bunun için sevseydim seni."

unutmadan : güzel uyu cema süreya iyi ki hala varsın ve bizimlesin

yazının şarkısı: gone away- my brightest diamond...

7 Kasım 2010 Pazar

topal martı




Aslı Erdoğan şöyle demişti bir röportajında : “Hayatın sessizliğinde diye kitabım var. Kitabın başlığını bulamadım. Başlık koymakta çok zorlanıyorum. Bir arkadaş bana ‘’Aslı en çok hangi sözcüğü kullanmışsın, bakalım’’ dedi. Baktık. Hayat çıktı. Sonradan başlığını hayatın sessizliği koyduk.
Demek ki en çok kullandığımız kelime; en çok baş edemediğimiz kelimedir."
Boşuna değil onun karakterlerini sevmem. En çok etiketlediğim kelime olmuş “hayat” blogta baktım da…
Kötü bir gün geçirdim bugün evde de dışarıda da. Dışarıdan geldiğimde yine kutsal mabedime gelmiş gibiydim her ne kadar uzun süredir çok uzun süredir mabet olmaktan çıksa da. En çok bugün üzüldüm dışarı çıkınca, yine en çok bugün içim uzun zamandır kıvranmayan o acı ve yanmayla kıvrandı. Hâlbuki ben sanmıştım ki uyuşmuştum uyumuştum ve geçmişti hepsi. Artık büyümüştüm canım daha az yanmalıydı, daha az izin vermeliydim.
Şimdi cebimdeki üç kuruşla fiyakalı bir şarap alamam alsam da hiç birinin tadını tutmaz biliyorum işte bakma. Anca birkaç pis şişe bira belki.
Biliyorum kötü bir gün geçirdim, ne ilk ne de son biliyorum ki blog kucaklar beni ve yine biliyorum ki bu içinden senin geçtiğin son yazıdır bu.
Şimdi hangi gemiye binsem götürür beni geçerken huzura? Kaç ağlayan çocuk öpsem geçer yaram? Kaç sensiz gün daha kaç yıl daha ve kaç kalabalıkla olsam diner tenhalığım?
Şimdi bu gecenin yarısını çoktan geçmiş zamanda göğe bakıyorum,  geceye dönüp nefes almaya çalışıyorum yüksek bir balkondan ve aşağı bakmamaya direniyorum. Yükseklere bakmak acıtsa da evet seviyorum.
Kimilerine göre Budalılık da olsa ben budala olmayı seviyorum. Pestilleşecek, çiğneyecek bir şey kalmayınca, yok oluncaya kadar seni dibine kadar içmeye, sindirmeye ve bazen püskürtmeye devam ediyorum. Hayat, seni aksak, kusurlu, çatlak, topal yerlerinden öpmeye devam ediyorum. Sen elimi her defasında hep aynı yerde yani en zor yerinde yolun bıraksan da ben arkandan, önünden, yanından gelmeye devam ediyorum. Senle alıp verememeye devam ediyorum.

Çünkü hayat biliyorsun ben seni her halinle seviyorum.



23 Ekim 2010 Cumartesi

mış gibi


e-eee daha daha nasılsın neler yapıyosun?

-hiç birşey yapmıyorum... çok iyiym...her şey çok güzel
ben sadece hala nasıl yalan söylediğine bakıyorum hala ve hala şaşırıyorum bile bile bu kadar usta olmanı yediremiyorum...

hiç beklememiş-
hiç tanışmamış-
hiç konuşmamış-
hiç sevmemiş-
hiç sabretmemiş-
hiç yaşamamış-
hiç ağlamamış-
ız
gibi

sanki hiç bişi olmamış gibi
onca zaman geçmemiş gibi
 birlikte büyümemişiz gibi
o parkta hiç oturmamış
o kuşları besleyen biz değilmişiz gibi


ne tuhaf
dahası kötü
olmamış gibi nasıl yaşanır

değiştim
yoruldum

ve yarın eskişehire gidiyorum
o zamanın başladığı yere
cinayetin başladığı yere
zaman geri gelsin diye değil
daha çabuk geçsin
ileri sarsın diye değil
öylesine gidiyorum


sırf kendim için
öylesine de olsa...

30 Eylül 2010 Perşembe

GİT/MEK


Gitmek demiştin değil mi?
Gitmek…
Arkanda bıraktıklarını gerçekten bıraktığını zannederek gitmek…
İşte bu kadar deyip kalemi kırıp gitmek…
Hani gidivermek gibi değil sahiden kapıyı çarparak gitmek…
Sessiz sedasız değil tüm gürültüleri kucağından atarak gitmek…
Yanına sevdiğin hiç bir şeyi almadan gitmek…
Yani diyelim ki oldu…
Anladın mı?
Diyelim ki sabah sabahın 5i…
Köpekler bile uyanmamış
İlk tramvay geçmemiş
Ekmek kokusu henüz burnuna gelirken

Hani diyelim ki sen birisinin yanından kalkar gibi gittin…
Birisinin…
Hani O olsaydı yanında O’nu orada o anda bırakacak kadar çok gitmek gibi gittin…
Diyelim ki saat sabahın 5i
Ve sen
Bu sessizlikte bu kadar gürültüyle paldır küldür yapıp yüreğini gittin…
Kalbin zamanını 5 dakika ileri alarak
Olur da
Geç kalmayayım diye
Tüm kelimelerini sabaha teslim edip
Gittin…

Tam yarım kalmış bir şarkıyı tamamlayacakken
Olmamış olacak tüm sarılmaları kavuşmaları erteleyerek  gitmek…

10 Mayıs 2010 Pazartesi

yokluk hali


aşkın her hali güzel...
o olmasa bile seninle varlığını bilmek güzel
şiiri güzel
hikayesi güzel
tüm iyi kötü halleri
a'dan z'ye tüm harfleri
senli benli yanları
sensiz bensiz yanları
esip geçtiği kırıp döktüğü yerler
geride bıraktığı çöküntüler
güzel
yeniden ayağa kalkmak güzel
seni karşımda görebilme ihtimali güzel
boynunun kokusunu burnumda görmek
kapatıp yeşilleri hıdrellezde seni dilemek güzel

geçtiğin yollara üflemek çiçek tozlarını
sabahları

tüm büründüğün halleri biriktiyorum
bir gün olur da karşımda görürsem seni
şaşırmayayım diye

3 Mart 2010 Çarşamba

İYi olmak artık çok can sıkıcıyDI

daha çok hiçlik
daha çok kayıp
daha çok acı
daha çok gitmek
daha çok kan
daha çok deniz
daha çok mavi
en daha çok siyah
olmazsa olmaz kırmızı
daha çok annem
daha çok uçurtma
daha çok beyaz
kirlenmeyen
daha çok uçurum

daha çok temizlik
daha çok unutmak
daha çok soğuk
daha çok yollar
daha çok büyümek
daha çok yorgunluk
daha çok yağmur
daha çok çöl
daha çok düşüş
daha çok tütün
daha çok alkol

iyi olmak artık çok can sıkıcıydı

hiçbir şeysen
ellerinden birşey de gitmez
öyleyse hiçbir şey ol
kaybedecek hiçbir şeyin olsun
kendini bile unut

kendin de dahil herkes için
bir hiçbirşey

iyi olmak artık çok çok can sıkıcıydı




peki ne kadar kötü olabilirsin?

12 Ocak 2010 Salı

aşkın halleri ve gitme vakti...

bugün 5 yıl olmuş tam...
hep olmayanlara takılıyor aklım..
neden... neden...
ne zaman?
bir daha hiç olmayacak gibi...
olmayanlar ertelenmeyecek artık geleceğe...
hiç kutlanmamış bir günün nesi özel olabilir ki...
olsalar... istekler....
şöyle olsaydı böyle yapardımlar...
hepsi saçma....
hepsi çıkmaza çıkan boşluk...
geç farkettiğin uzun bir çıkmazdan birden uçup gitme isteği...
kendinden en uzağa hem de...
içindeki ondan en uzağa.
gittiğini varsayarak...
mümkün mü?

giden gitmez her zaman...
biliyorsun...
giden  sadece bitimleri farkettiği için gider...
susuşlar çoğaldığı için...





kaç kez öldük kimbilir yaşamaya çalışırken...
farketmez bu kaçıncı ölüm nasılsa..
sayısını unuttuğun bir  ölümdür bu da nasılsa...

aşktan geçtik yana yana...
aşk istedik de en güzelinden
acısı kalınca yediremedik, alışamadık
düşler bitince aşk'ın her halinden usandık
tüm hallerini kabul ettik de
bir ayrılma haline dayanamadık

aşkA gelmee hızıyla aynı oran mıdır
aşkTAN gitme hali...
bu aşktan ayrılma hali şimdi...

ona geldik...
onu sevdik...
onda durduk...
çok geç olmadan
ondan gitme vakti şimdi