11 Nisan 2013 Perşembe

Karahinbiba


"Başlangıçta ikisi de çok neşeliydi. Garın pastanesinde çay ve poğaça ile kahvaltı etmişler ve birbirlerini ne çok özlediklerini söylemişlerdi boyuna; aralarındaki "şeyi" söze dökmenin henüz başka bir yolu yoktu. Böyledir bu işler, insanların birbirleriyle ilişkileri! Bir sözlük oluşturursun ve konuşurken o sözlüğe bakarak konuşursun. "Sana fena halde aşığım Çağla!" Eveet, şimdi bakalım bunu nasıl söyleyebiliriz... İşte burada: "Benim için değerlisin Çağla."
 Herkes Herkesle Dostmuş Gibi / Barış Bıçakçı
-Daha ne kadar kitaplarla yaşayacağız?
- Bilmiyorum, sanırım ölene kadar.

Yazan bilir mi dokunduğu hayatların o kitaplardan bu kadar etkilendiğini? Yazar bile değişir de sonunda, bilmez ki okuyan hâlâ orada, o cümlelerin içinde ve yaşamakta.
Bir çay içimi kadar mı sürer hikâyenin aslı?
Yaşanılanları bir yerlere koymak gerekmiyor, asılı tutsan olmuyor, uçup gitsin istiyorsun, şu karahindiba çiçeği gibi,  üfle ve gitsin.

Bahar gelsin artık üfleyelim gitsin, geçsin, bitsin…


Biri de çıksın desin ki : “Kapat gözlerini balığım üzülme sen. Bir gün elbet kurtulacağız cam çeperlerden”

Yazının şarkısı: Serdar Keskin- Kaçış

5 Şubat 2013 Salı

Kendime Not

Biriktirme.
İlla biriktireceksen sabahları biriktir, sakin, gürültülü caddeleri biriktir. 
Sokakları biriktir.
Sokak kedilerinin  mahmurluğunu biriktir.
 Uyanır uyanmaz diline takılan şarkının sözlerini biriktir.
Rüzgârın yüzüne vuran aceleciliğini biriktir.

 Aldığın simidin kokusunu biriktir.
Yürürken gözlerine, sokaklardan anlık fotoğraf karelerini biriktir.
Olmadık zamanda bulutlanmış gözler biriktir.

Ama işte; söylemediklerini biriktirme...

4 Şubat 2013 Pazartesi

Kuşlar da Gitmesin


"Şu denizin uğultusu olmasa
Unuttuğum pek çok şey olacak
Bu saçlarıma üzülüyorum
Bazı günler oluyor yetmiyor yaşamama" Turgut Uyar




Yanımızda duran, arkamızdan bakan, önümüze geçip ve başını bize döndürüp nanik yapan yaşam ne kadar da hevesli alacaklarından.
 Yıllar önce söylemiştik aslında; nasıl da devrik duruyoruz yollarda, hayata yakışmıyoruz.

Kafamda sürekli koca koca kitaplarla, uzun uzun cümlelerle ve ciddi paragraflarla yaşıyorum.
Hiçbir cümle yerli yerinde değil, alıp toparlıyorum, durmuyor. Yazılarım yazamadan siliniyor.
Acaba anılardan elimi, aklımı mı çekemiyorum? Hangi birini unutayım şaşırıyorum. Kimi zaman yoklama yapıyorum sanki, sayıp sayıp yerine koyuyorum. 

Ben düşlerden neden korkar oldum bu kadar? Neden yanına yaklaşamıyorum sevdiğim şarkıların? Uyuyorum  uyanıyorum, uyuyorum, rüyalarımı azaltıyorum yine de geçmiyor bir türlü yorgunluğum. Bitmiyor.
Sıfırdan başlamanın asla sıfırdan başlamak olmadığını anladığımda başında olsaydım eğer hayatın daha çok şey mi değişirdi bilmiyorum.

Sonra, bir şubat sabahı önüme bir güvercin düşüyor, öpüp başıma koyuyorum. Bu güvercin hep düşse ya böyle önüme diyorum. Olmadık bir umut işte.

Ah bu mevsimde ne güzel olur kuşlar.

Sonra yine anımsıyor ve kalabalığa karışıyorum. Çünkü biliyorum mutluluk için de mutsuzluk için de derin, iyi bir cesaret gerekiyor.



Oysa, ben yürürken adımlarımdaki  ıhlamur kokularını duymayı özlüyorum.



Hayat;  biraz sessiz ve sakince yanımdan yürümeyi dene, ben içindeki melodiye eşlik ederim.


Yazarken "The weeping meadow" albümü dinlendi.

11 Aralık 2012 Salı

Yol Şarkıları

Sonra dedim ki; mesele yarı yolda kalmak falan değilmiş.
Tek başına yürürken yolda çok güzel bir müzik dinlemek gibi bir şeymiş seninle olmak. Ara sıra değişen. Müziğin her türlüsü.

Fazlası değil,

Şimdi sussa da;  neyse ki yolcu olanın yanında hep vardır kendi müzikleri.

Şarkılar benimdir, şarkılarım benim.





17 Eylül 2012 Pazartesi

An ve Zaman


mutluluk
kısadır.
farkettiğinde başlar 
asıl
uzun ve yorgun yolculuklar...


Ne kadar farklı yoldan gidersen git bazı yollar hep aynı yere varır, hep aynı sonuca varır: sonuçsuzluğa!
Hayat bir problem bile değil ! Neyi çözmeye uğraşıyoruz bilmiyorum.

Eğer bir önsüzü olsaydı hayatın ya da aşkın neler yazardı ? Biz hepsini yaşayarak yazıyoruz...
Ölüler tanık, kimseyi bulamazsak alıp karşımıza onlarla konuşuyoruz, hani okuyoruz ya, bazı geceler yazılanlardan medet umuyoruz bazı günler hiç bir şey yetmiyor anlamaya, anlatmaya... Öylece dursun ve geçsin diyorsun, kalbini alıyorsun okşayıp uyutuyorsun hayat diyorsun; hayat böyle!
Sen dipteyken bile ayakta durabiliyor musun ondan haber ver!

3. bir kişidir hayat seninle her şeyin arasına giren!
Sesin o kadar detone ki dünya sen bile umursamıyorsun artık kendini.


Seninle arama bin yıl koydum
Hesabını iyi tut sevgilim
Tut ki dayanamam
Yüz yıl sonra kapına gelirim

Kim bilir belki yeniden
Pencereden karşı çatıdaki şaşkın martılara güleriz



ilk yayınlama tarihi: 31 temmuz 2011 pazar
yazının şarkısı erkan oğur - pencereden kar geliyor.

4 Eylül 2012 Salı

"yavaşlık" ya da "akşam sefası"

"...yavaşlığın düzeyi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın düzeyi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. yavaşlıkla anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. bir şey anımsamak isteyen kimse yürüyüşünü yavaşlatır. buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır..." demişti Milan Kundera Yavaşlık adlı kitabında.

Yıllar önce okumuştum bu dizeleri "anladım" gururu ile. Anlamamışım meğer.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, bileyim istemiyorum 1 yıl mı, 5 ay, 1 gün ?  Zamanın önemi var mı,  üstelik güzel bir bahar akşamüstünde; girdiğin sokakta adımların çocuk seslerine karıştığı halde, göremedikten sonra. 

Ne kadar hızlı yapmaya çalışıyorum her şeyi, sabah evden çıkıyorum, her gün Çiçek Pasajı'nın önünden geçiyorum, önceden bakardım uzun uzun ,İstiklâl Caddesi'nin her sabah başka halini izlerdim. Her sabah başka biri gibi kalkardı ya da bana öyle gelirdi. Şimdi her sabah aynı, uzun zamandır. Sanki her gece sevmediği birinin yanında uyanıyor. Hep gri. Çok sessiz, böyle bir başka ıssız taşları. Bir başka suskun. Aşıkları da eskisi gibi değil. 

Bugün farkettim, bütün insanları geçmek istiyorum sokaklarda, iş dönüşlerinde, bir yerlere giderken, bir yerlerden dönerken hızlı hızlı yürüyorum. Sırada beklerken acele ediyorum. Sanki her gideceğim yerde beni bekleyen bir şey var. Bekleyen tek şey kitaplar ya da yapılacak işler.

Ben yavaş yavaş yaşamayı özledim, yavaş yavaş yürümeyi, acele etmemeyi, mutlu bir türkü söylemeyi özledim.



Sonra bir kapı kapanıyor, onca yapılmamış yaşanmamış tüm şeyler o kapıda kilitleniyor, bir dize uçuşup duruyor aklında "ısıtan bir şeyden değil yakan bir şeyden söz ediyoruz" *

...............


Hâlâ seven var mı, hâlâ her gördüğünde uzun uzun bakan var mı akşam sefasına benim kadar, benim gibi? Sanmam.

Hep ondan bu haller, bunların hepsi fasa fiso.


- Mabel Matiz- Peruk Gibi Hüzünlü
-Simon and Garfunkel - Bookends
 - dinlendi.

* Barış Bıçakçı

24 Temmuz 2012 Salı

Gayet normal şartlar altında







"(Ne kadar da çok severmişiz birbirimizi
Sahi ne kadar da çok severmişiz
Yıllarca, yüzyıllarca öpüştük
Sigaralar tuttuk, içkilerin en iyisini sunduk
İstersen bu gece burada kal, dedik
Sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık
Sık sık görüşelim, olmaz mı dedik
İyi bildiğimiz ne varsa yaptık, 

ayrıldık
Ortada
Her zamanki gibi bir karanfil kaldı.)"edip cansever

ortada hep bir karanfil kalır
yanık bir karanfil
kokusu hiç gitmez, belki aylar aylar sürer...
sonra bir şarkı ile bir şiir birleşir, hiç bir şey olmasına gerek yok, hani yolda yürürken birini benzetmemişsindir bu sefer, ya da uzaktan gelen  şarkı da değildir hiç hatırlatmayan, yolda yürüdüğü sokak, öptüğü köşeden bile geçseniz her gün , yok bunlardan değil, eve girdiniz bir koku yayıldı sizinle birlikte, yok ondan da değil, sevdiğiniz bir kitaptan ortak bir cümle de değil, böyle birden ansızın hani bir sebep yokken bir karanfil kokusu yayılır, yanık yanık...
hiç dinlemediğiniz bir şarkı çalmaya başlar içinizde durmadan , hani sarılsanız birine gidecek belki o koku, o an bile olsa... 
ama sarılamazsınız
koku yapışır burnunuza

hem de hiç bir sebep yokken ortada
gayet normal şartlar altında




sonra...
sonrası kalır

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Belki, bazen

"Asla ağlamamalısın der bir şarkı. Onun dışında bir şey diyen kimse yok" Ingeborg Bachmann

Saçlarını ara sıra geriye tarıyor yaşam, kulağının arkasına alıyor. Uzun saçlı bir kadın oluyor, ancak bir kadın olabilir yaşam, kafası her daim karışık bir kadına benzetiyorum yaşamı. Öylece duruyor hepimizden sıkılmış gibi.

Ne kadar çabuk geçiyor gibi geliyor her şey, hiç bir şey geçmese de...
Yeni dostlar, yeni yeni filmler hatta yeni yazarlar katıyorsun hayata hani birlikte ilerleyelim diye...
 Bir zamanlar eski zamanlarda kalıyor, dünya sessiz sedasız vals yapar gibi dönüyor...


Sen hangi sözleri yazarsan yaz üstüne; hayat hep kendi şarkısını çalıyor.
Belki de bu yüzden ters düşüyoruz, sözsüz bir müzik gibi yaşamalı onu, anlatamıyor, anlamıyoruz.

Belki bazen sadece beni dinle diyordur, beni biraz dinle...



*dinlendi:

The Last Waltz (Oldboy Soundtrack)

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Az Yaşam/ak

kalbe dair her şey artık daha az...
 turgut uyar'ın  dediği gibi;


‘her şeyden biraz kalır’ diyor birileri, 
çoğulluk haklılıktır. 
Kavanozda biraz kahve 
Kutuda biraz ekmek.. 
İnsanda biraz acı(..)*



insan ne zaman hazır olur daha azlara...
içindeki her şey bittiğinde mi
ne zaman alışılır azlara
da az samimiyete
kaç insan görünce şaşırır hala şaşılmayacak şeylere
kalp ne zaman durur,  vazgeçer sevmekten, illa ki fiziken durunca mı?
ne zaman alışır yokluklara
ne zaman alışır  her şeyi kabullenmeye
heycanlanmamaya, kalktığı her  sabahta "belki bu gün farklı olur " cümlesine inanmamaya

daha kaç su vurmalı kıyılarına kayalaşmak için, çok mu ya da bir su hatta deniz olduğunu ne zaman sonra kabullenir insan ?

kabullenir mi?

ya da daha önemlisi, akıl neyse de kalp alışır mı, alışılır mı bu kadar çok yokluklara?



Neyse ki insan alışmak değil ama öğreniyor daha az ile yaşamaya...

eskir mi hisler ?

"Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek." demiş Cemal Süreya
Ondandır bu sessizliğin...
ne kadar bencilim sanki en çok ben üzülüyorum, en çok ben seviyorum, en çok ben..., en çok ben....
ne yazayım ki şimdi ben , ben ne yazarım şimdi...
sonra her şey bitiyor, kitaplar okunmayı bekliyor, filmler izlenmeyi aslında iyi gelir kitap diyor arkadaşlar, sonra arkadaşlar iyi geliyor sonra onlar da gidiyor...
sensiz istanbul'un tadını çıkarmaya çalışıyorum en sevdiğim şehrin, pek başarılı olamıyorum..
ben bitiyorum, ruhumun büyük parçası derin bir uykuda, kalanıyla da bu kadar oluyor...
"özlemek" duygusunu tamamen çıkarmak mümkün müdür hayattan...




-
"isterse otuzbeşbin keman olsun
artık nasıl anlatabilir bu yalnızlığı"




-keman soloları programımız sona erdi-

Turgut UYAR


yazılma zamanı: nisan 2012