yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2012 Pazar

zaman durmadan geçiyor...

Bazen çok korkuyorum Oğuz Atay'ın kahramanlarına benzemekten... hayata salıveresim geliyor kendimi o zaman..  kapıyı cuma akşamı kilitleyip bir sonraki açışımın pazartesi sabahı olacağıını anımsıyorum sonra... ister istemez acı acı gülümsüyorum halime...
sonra diyorum ah bahar iyice gelse de yeniden aşık olup yeni hatalar yapılsa eski kara köklü...
çok üşüdük bu kış... illa ki uzun upuzun olmalı bu sefer; bahar da yaz da....
çok üşüdük bu kış bir karşılığı olmalı....
illa ki olmalı...

ahmet kaya- ah dinlendi....

27 Ekim 2010 Çarşamba

yaşadım diyebilmen için

Vazgeçtim kaçmak yok söz bu kez diyerek "Tutunamayanlar"ı elime aldım.Tamam biliyorum yarım yaşanan ilişkiler gibiydi ağzımızda, içimizde dolanan ama olması gereken. Şimdi baştan başlıyoruz.Keşke ilişkilerde de öyle olsa ama öyle bir buton yok hayatta.Başlıyorsun aldığın haz, acı, zevke göre bırakıp gidiyorsun ya da onları yaşamaya devam ediyorsun. Tutunamayan olmak fikri ne kadar doğru ne kadar itiraf edebildiğin ya da ne kadar sindirebildiğin bir fikir bilemiyorum. Hani şu an iyi gider misin onu da bilmiyorum çünkü ben her şeyi değiştirme arefesindeyim. bu sefer işte evet bu sefer.

Herkes tutturmuş yani anlıyosun dimi tutturmuş sevdiğini, evliliğini, içlerinde hiç ukte kalmamış hiç acaba dememiş, hiç kırmaktan korkmamış ki bu yüzden belki çok da kırılmamış çok önemsememiş işte çok da düşünmemiş.bu yüzden iyi bu yüzden sonsuz bir huzuru var o insanın sonsuz bir acelesi gitmesi gereken randevuları ve arkadaş toplantıları.

Hiçbir şehri içine sokacak kadar sevmemiş hiçbir şehirden nefret eder gibi kaçmamış.nedir bizde eksik onlarda fazla onlarda eksik bizde fazla olan şey.hangi hayat daha güzel hangi hayat tutarlı.Kışkanç gözlerle arkadaş toplantılarında ben daha güçlüyüm evet şekerim diye içlerinden geçirenler mi daha dost! ya da daha samimi evet görüyorsun ya yapamadı ben böyleyim deyip sevdiğine, işine, evine, yuvasına kavuşmuş insan mı daha huzurlu ve mutlu.

Doğru bildiğimiz doğrular yanlış bildiğimiz yanlışlar ve işte tek kişisiniz.

Evet yaşadın onca itiraza onca olmaz şöyle olsun böyle olsun diyene inat tek başına da olsan Yaşadın.tutunduğun umudunla gerçeğinle düşünle hala insanlara uymayan sevginle iyi niyetinle yaşadın.
Yaşadın artık sizi hiç istemiyorum diyerek yaşadın
Beni böyle de sevin sevmezsiniz ama böyleyim diyerek yaşadın

Böyle olsanız bu değil işte ben bunu istemiyorum bunu anlayın artık bu anlamayan gözlerle baksalar da yine de yaşadın
Yaşamak zorundasın
Bir tane daha var mı senden
Yok
Tek başına olsan da
Tutunmaya çalışsan da başkalarının eteklerinden değil onların doğruları güzel dediği şeylerle değil
Kendi güzelliğine tutunmaya çalışıyorsan evet sensin ve evet yalnız olsan da...

Yaşadım diyebilmen için...


(bir müzik olsun istediğim fonda mırıldansın istedim ama aksaklık oldu sessizlikte yazdım, belki bu aksaklık daha iyi oldu )

foto:tumblr

15 Aralık 2009 Salı

okyanus

tutanacak bir şeyler varsa eğer bırakma
hayat hiç gitmez nasılsa olsa
o hep kalır
arkandan bakar

yanında yürür
geçer gider kimi zaman
yetişemezsin
ama
okyanus dibi yalnızlığın kadarsa yalnızlığın
işte o zaman
varsa tutanacak bir şeyin
bir tek
yazıdır
ona tutun
bırakma
sadık kalan  tek şey o'dur sana

21 Temmuz 2009 Salı

yalnızlığa alışanlar

yalnızlığa alışanlar..
ceviz kabuğunun içine saklananlar..
göğe bakma duraklarında saatlerce
günlerce
haftalarca beklerler
nasılsa gök bizim ya kıskanmaz kimse..
dost özlenir
ama insan kendinden daralır
girmek ister dibine cehennemin
anlamsız
saçma
hayat
bizahiti kendisi
dönse de dünya
güneşi ayı asmak isterken yüreğe
tökezler takılır duraklara
bekler tek başına

15 Temmuz 2007 Pazar

yalnız yalnız yalnız ya da hayat kırıkları

Aylardan Temmuz, Yıl 2007 günlerden Pazar yer Eskişehir vakitlerden gece, bir mahalle bir cadde bir dairenin 4.katı, balkon kapısı açık… Rüzgâr gelip gidiyor ara ara sarı perdelerde…

Yalnızız işte ya da yalnızım evet... Daha bir kabullenir oldum artık bahaneler de uydurmuyorum ,kılıf aramıyorum ne bileyim bir yerlere sıkıştırmıyorum aynalardan kaçmıyorum bol bol konuşuyorum çoğalan kendimle…
Tırtıldım belki kozamı örüyorum kelebek olmaya hazırlanıyorum ama daha çok zamanım var biliyorum her uğraş her çaba sancılı ve ağır geçer bu da öyle bir şey belki de uçana kadar kaç kez düşücem kimbilir ?

Şimdiye kadar yapmadığım hatta nefret ettğim şeyleri yapıyorum internet sitelerinin kadın bölümlerine girip moda güzellik gibi tavsiyelerine bakıyorum ama olmuyor belki işe yarar diyorum biraz da olsa gider sıkıntım bunalmışlığım diyorum ama olmuyor tek tek okumadan kapatıyorum yine sayfaları evet gözaltı morluklarım vardı ve ben mutluydum onlarla yaşamaktan krem sürüp ya da bilmediğim otlarla gezmek istemiyorum ben böleyim… Saçlarım güzeldi belki ama kırıktı bunun için zeytinyağlı kürler yapmak saçmaydı beni ben yapan saçlarımdaki kırıklarımdı kesince gitmez miydi sanki? zaten alt üstü saç kırığıydı!

Peki ya diğer kırıklar diğer boşluklar diğer yaralar ? Onlara da bitki kürleri iyi gelir mi acaba ruhumu bir günlüğüne çıkarıp assam balkona kurur mu ıslaklıkları...

Hava sıcak... Şuan nasıl da isterdim denize bakmayı bir hamakta uyuyakalmayı uzun zaman oldu deniz kabuğu toplamayı kumlardan, içinden yengeç çıkarmayalı çokça zaman oldu... Büyüdükte mi böyle olduk biz? Sevinçler azalır oldu tüm bu saçmalıklar büyüdük diye mi yani?
Bütün bir ömrü koca bir evde bir kediyle baş başa geçirmeye hazır değilim henüz o kadar büyümedim. Tamam, her şeyimi kendim bizzat ben yapıyorum dolabın üstü ödenecek faturalarla dolu, akşamdan koymam gerekiyor kapıya damacanayı susuz kalmamak için, her ayaidatı ne zaman vericem diye debeleniyorum, lavaboyu ben açıyorum tıkanınca tamam... Hem sınavlarım hem ev hem de iş bulmakla yükümlüyüm tamam ama daha fazlasına hazır değilim. Yalnızlık ta güzel ama çaya kaç şeker alırsın diyen biri olmalı ya Yücel’in değdi gibi olmalı ya olmalı... Yoksa kendi elimle ördüğüm duvarların altında kalacağım böyle giderse…

9 Mayıs 2007 Çarşamba

bir varmış çok yokmuş...


Bir varmış bir yokmuş. Masallardan, masal olmaktan, masal görmekten yoruldum artık. Masalların aksine prens öpünce başlıyor aslında hep gaflet uykuları… Dipsiz kuyu karanlıkları… Bir varmış çok yokmuş…


*****

Hangi Tanrılar gelip kurtaracak beni. Hangi ilahi güç tutacak elimden. Hangi melek yol gösterecek bana. Ordaysan görmüyor musun? Bir şeyler yap, durma kurtar beni bu pür-yareden.



*****

Gelmişti zaten zamanı. Tam birden hazırlıksız oldu diyeceğim ne zaman hazırdım ki? Bitmişti zaten süresi dondurulmuş gülümsemelerin. Şimdi biraz nemli biraz ıslak ortalık. Ve kurutmaya bırakılacak daha sonra bu hali hazır kullanma zamanı bitmişliklerin. Kullanılmaya hazır paket sevinçler biriktirilecek zamanı gelince çıkartıp kullanmaya.


****

Ölüm dedikleri bu mu? İlla toprağa mı karışmalı beden? Yaşarken de havasız, susuz kalamaz mı insan. Ölüm denen şey böyle bir şey mi? İçindeki uçuruma düşüvermek. Kaybolmak. Boğulmak. Üşümek. Ölüm değil de nedir bu?



****

Benim, evet benim bu ve direniyorum ortada öylece düşmemek için… Uçurumlar vaat etmiştin. Ben uçurumların kenarımdayım şimdi tam de söylediğin gibi. Bu şehrin soğuk sisli sokaklarında direniyorum üşümemek için. Kaç yalnızlıktan sonra daha yalnız gelir boşluklar. Daha kaç yalnızlık gerekir kökünden tutup koparmak için. Çarmıha geriliyor ruhum, her gün biraz daha…
Bağırıyorum duymuyorsun, çığlık çığlığa sanki her yanım, kana kana susamış gibiyim…