Demek ki en çok kullandığımız kelime; en çok baş edemediğimiz kelimedir."
7 Kasım 2010 Pazar
topal martı
Demek ki en çok kullandığımız kelime; en çok baş edemediğimiz kelimedir."
27 Ekim 2010 Çarşamba
yaşadım diyebilmen için
Vazgeçtim kaçmak yok söz bu kez diyerek "Tutunamayanlar"ı elime aldım.Tamam biliyorum yarım yaşanan ilişkiler gibiydi ağzımızda, içimizde dolanan ama olması gereken. Şimdi baştan başlıyoruz.Keşke ilişkilerde de öyle olsa ama öyle bir buton yok hayatta.Başlıyorsun aldığın haz, acı, zevke göre bırakıp gidiyorsun ya da onları yaşamaya devam ediyorsun. Tutunamayan olmak fikri ne kadar doğru ne kadar itiraf edebildiğin ya da ne kadar sindirebildiğin bir fikir bilemiyorum. Hani şu an iyi gider misin onu da bilmiyorum çünkü ben her şeyi değiştirme arefesindeyim. bu sefer işte evet bu sefer.
Herkes tutturmuş yani anlıyosun dimi tutturmuş sevdiğini, evliliğini, içlerinde hiç ukte kalmamış hiç acaba dememiş, hiç kırmaktan korkmamış ki bu yüzden belki çok da kırılmamış çok önemsememiş işte çok da düşünmemiş.bu yüzden iyi bu yüzden sonsuz bir huzuru var o insanın sonsuz bir acelesi gitmesi gereken randevuları ve arkadaş toplantıları.
Hiçbir şehri içine sokacak kadar sevmemiş hiçbir şehirden nefret eder gibi kaçmamış.nedir bizde eksik onlarda fazla onlarda eksik bizde fazla olan şey.hangi hayat daha güzel hangi hayat tutarlı.Kışkanç gözlerle arkadaş toplantılarında ben daha güçlüyüm evet şekerim diye içlerinden geçirenler mi daha dost! ya da daha samimi evet görüyorsun ya yapamadı ben böyleyim deyip sevdiğine, işine, evine, yuvasına kavuşmuş insan mı daha huzurlu ve mutlu.
Doğru bildiğimiz doğrular yanlış bildiğimiz yanlışlar ve işte tek kişisiniz.
Evet yaşadın onca itiraza onca olmaz şöyle olsun böyle olsun diyene inat tek başına da olsan Yaşadın.tutunduğun umudunla gerçeğinle düşünle hala insanlara uymayan sevginle iyi niyetinle yaşadın.
Yaşadın artık sizi hiç istemiyorum diyerek yaşadın
Beni böyle de sevin sevmezsiniz ama böyleyim diyerek yaşadın
Böyle olsanız bu değil işte ben bunu istemiyorum bunu anlayın artık bu anlamayan gözlerle baksalar da yine de yaşadın
Yaşamak zorundasın
Bir tane daha var mı senden
Yok
Tek başına olsan da
Tutunmaya çalışsan da başkalarının eteklerinden değil onların doğruları güzel dediği şeylerle değil
Kendi güzelliğine tutunmaya çalışıyorsan evet sensin ve evet yalnız olsan da...
(bir müzik olsun istediğim fonda mırıldansın istedim ama aksaklık oldu sessizlikte yazdım, belki bu aksaklık daha iyi oldu )
foto:tumblr
18 Haziran 2010 Cuma
hayat / masal
??
bakma kendi kendimle konuşuyorum yine..
özledim yazmayı...
iyileşiyorum yavaş yavaş...
ruhum da bedenim de benim parçam sana diyorum hayat...
biriktirmiyorum artık biriktirmeyeceğim
nasılsa bir farkı yok
bir faydası yok...
içimdeki boşvermişlik git gide hızlanmakta...
unuttum unuttum diyorum hayat seninle inatlaşmıyorum artık... vazgeçmek değil...
içimden gemiler geçiyor eleni piyano çalıyor...
dünya sessizce dönüyor avuçlarımda...
gözlerimi kapatıyorum arada biliyorum ki belki sen o arada geçip gidiyorsun milyonlarca ışık yılı kadar uzak olduğunun farkındayım o yüzden hiç acele etmiyorum geçtiğin yollara attığın yıldızları görüyorum...toplamaya mecalim yok..!
kelimelerim artık yaşlandı...
açmayacağım o mezarlığı...
başka bir çocuk doğmalı bu günlerde olmalı ya doğmalı...
duvarlar artık beyaza boyanmalı...!
belki ben yeni doğmuş o cocuğa yeni masallar uydurmalıyım...
hayata dair gerçek masallar...
olamaz mı..
ya olmalı...!
not: ihmal ettiğim tüm blogcanlarım artık geliyorum:)
21 Mart 2010 Pazar
buna birşey denmemeli
3 Mart 2010 Çarşamba
İYi olmak artık çok can sıkıcıyDI
daha çok kayıp
daha çok acı
daha çok gitmek
daha çok kan
daha çok deniz
daha çok mavi
en daha çok siyah
olmazsa olmaz kırmızı
daha çok annem
daha çok uçurtma
daha çok beyaz
kirlenmeyen
daha çok uçurum
daha çok temizlik
daha çok unutmak
daha çok soğuk
daha çok yollar
daha çok büyümek
daha çok yorgunluk
daha çok yağmur
daha çok çöl
daha çok düşüş
daha çok tütün
daha çok alkol
iyi olmak artık çok can sıkıcıydı
hiçbir şeysen
ellerinden birşey de gitmez
öyleyse hiçbir şey ol
kaybedecek hiçbir şeyin olsun
kendini bile unut
kendin de dahil herkes için
bir hiçbirşey
iyi olmak artık çok çok can sıkıcıydı
peki ne kadar kötü olabilirsin?
26 Şubat 2010 Cuma
üryan
12 Ocak 2010 Salı
aşkın halleri ve gitme vakti...
hep olmayanlara takılıyor aklım..
neden... neden...
ne zaman?
bir daha hiç olmayacak gibi...
olmayanlar ertelenmeyecek artık geleceğe...
hiç kutlanmamış bir günün nesi özel olabilir ki...
olsalar... istekler....
şöyle olsaydı böyle yapardımlar...
hepsi saçma....
hepsi çıkmaza çıkan boşluk...
geç farkettiğin uzun bir çıkmazdan birden uçup gitme isteği...
kendinden en uzağa hem de...
içindeki ondan en uzağa.
gittiğini varsayarak...
mümkün mü?
giden gitmez her zaman...
biliyorsun...
giden sadece bitimleri farkettiği için gider...
susuşlar çoğaldığı için...
kaç kez öldük kimbilir yaşamaya çalışırken...
farketmez bu kaçıncı ölüm nasılsa..
sayısını unuttuğun bir ölümdür bu da nasılsa...
aşktan geçtik yana yana...
aşk istedik de en güzelinden
acısı kalınca yediremedik, alışamadık
düşler bitince aşk'ın her halinden usandık
tüm hallerini kabul ettik de
bir ayrılma haline dayanamadık
aşkA gelmee hızıyla aynı oran mıdır
aşkTAN gitme hali...
bu aşktan ayrılma hali şimdi...
ona geldik...
onu sevdik...
onda durduk...
çok geç olmadan
ondan gitme vakti şimdi
5 Ocak 2010 Salı
yüz yüze
23 Aralık 2009 Çarşamba
yalnızca bir rüzgar...
"biz beceremedik hayatta mutlu olmayı belki" dedi annesine sütü ocağa koyarken...
"hiç hem de... hatta hiç beceremeyeceğiz de" diye yanıt geldi...
bölük pörçük sırasız dağınık cümleler gibi yaşıyoruz;
oysa biri gelse eliyle koymuş gibi bulacak gibi...
tuhaf...
defalarca çalınmış bir senfoninin artık hiç bir zevk vermemesi gibi...
koltuklar kırmızı...
koltuklar eskimiş...
değiştirmeye gücümüz yok..
farklı yerlerde de olsa hep aynı notayı yanlış basıyouz..
yapılan ezberler ve pratikler hiç bir işe yaramıyor...
bu kadar kalabalık mıyız...
bu kadar kalabalıksak neden yalnızız...
bu kış bu soğuk bile hakkıyla değil
artık ayak izlerimiz bile çıkmıyor yürürken o bembeyaz olmadığından
silik silik adımlarımz...
bir rüzgar bekliyoruz.
ister sert olsun ister meltem kadar sıcak...
hafif hafif essin ya da alıp götürsün istiyoruz
bir rüzgar...
alıp götürecek
ya da aldanıyoruz.
oysa,
sadece bir rüzgar yeter demişti...
...
çıkmayacak bir rüzgarı beklemek....
içimdeki müzik hep aynı bir adım öteye geçemiyor...
keşke çok mutlu olsam da mutlu etse yazdıklarım diye düşündü dışarıdaki yağmuru elindeki fincanla izlerken...
18 Aralık 2009 Cuma
Guguklu saat
9 Aralık 2009 Çarşamba
boz yap / çember
pek bir şey ifade etmiyor...
kulaklarım dışarıdan gelen iyi kötü tüm seslere pamuk tıkamış..
cümlelerim cebimde güneş bekliyor, ışık bekliyor kış yeni gelmiş oysa...
ruhum üşüyor...
aklım sessiz...
aklımdan yere düşen renkler pus ve yağmura bulanmış kıştan sebep...içimden geçenler yine soğuk düş etkisi yaratıyor...
...ve çember büyüdükçe merkez küçülüyor.
hayat hep aynı sahnesini izlediğim bir film gibi...üç geri bir ileri...
göçebe olsa da ruhum
bedenim toprak, kökleri derinde...
bundan sebep
ayrık otu gibi duruşumuz onunla ...
hayatla bir türlü uyuşmayan, parçası bulunmayan, kenarları bir türlü tutmayan boz yap gibiyiz...
parçalarımız bir türlü uyuşmuyor... denk gelemiyoruz... yanlış ele oyunuyoruz...
hayat sarı yapış yapış... yağlı vıcık vıcık... ellerimden kayıyor.. yere düşüp yuvarlanıyor.. uzaklaşıyor... tutamıyorum...
16 Ekim 2009 Cuma
hayat tavladır ve yere düşen yıldızlardır gözlerden

geçmişi yok sayarak
mutlaka görmen gerek
bakana fark atarak
ağlayıp döndün yine
başına dert açarak
derdini açman gerek
dostunla tek atarak
27 Ağustos 2009 Perşembe
eksik kare

Ben hayatında hep eksiğinim senin yanında duran eğrelti otu, çürümüş fesleğen kokusu biraz da ..
Hep yalnız budala .. Böyle de sevdin beni bilirim ama sen bilmedin nasıl yaralandım yanında öyle eksikken eskimiş fotoğraflara bakarken sen bilmedin benim nasıl nefessiz kaldığımı görmedin ama sevdin beni bilirim... Çok sevdin yalnızlığımı sevdin… Hırçınlığımı sevdin... Belki beni bunlarla en çok sen sevdin bilirim…
Oysa ben hep yarımdım…
… Ve sonra sen gittin... Beni gittiğin yerden de sevdin… beni ordan da gördün… ama ben daha da eksik kaldım… Şimdi seni tamamlayan o renkli cıvıl cıvıl resimlere geri dönüyorsun oysa biliyorsun ben hala eksik ve yalnızım. O fotoğrafta hiç olamayan… Belki fotoğrafı hep çekenim... Karelerde yer alamayan…
Yine de sevdin beni bilirim… Ben de seni…
5 Nisan 2009 Pazar
buğulu cama yumrukla pati yapmak...
o patiyi gören ve gülümseyen bendim arka koltukta oturan kız.sen beni görmedin ama...arkandan baktım gülümsedim.
canım benim ben öykülerimi,yazılarımı,şiirlerimi artık suya yazıyorum hep.akıp gidiyo... su da ; toprağa karışıyo..
dilim lal oldu .. susuyorum yazacak ,söyleyecek şeylerim varken... ne zaman susmam gerekse konuşuyorum...
bazen ergenlik çağındaki aptal gibi hissediyorum kendimi beni anlayaman bir toplum ve dünyada yaşıyorum sanki.. arkamı dönünce herşey hallolmuş gibi oluyo.. insan ülkesinden nefret eder mi?? ya da nefret etse de o kadar bağlanır mı topraklarına.. ne garip çelişki bu ...
bazen adalardaki o simitçi geliyo aklıma...ordan taptaze bir koku geliyo burnuma.. hani şu sıcak sıcak diye bağıran çay bahçesinin önündeki...
daha mı cesurduk.. daha tepkili.. daha bilmiş...o caddelerde o yaşta o arkadaşlarmızla birlikteyken??onca gece sohpetleri..onca kızgınlık onca umut..onca kendinden geçiş..kahkahalar....neydi??
burda ülkenin elden gitmesine göz yuman insanlar var... o insanlara parayla o şehirde oy verdiren daha üst(!) insanlar var... ve bunu öğretmen arkadaşlarına anlatan insanlar var... ve genç insanlar bunlar....hani bizden biri olmalı gibi geliyo insana ilk başta anlıyo musun BİZDEN BİRİ...
can yücele aitti sanırım...en uzak mesafe ne afrikadır ne çin ne hindistan ne seyyareler ne de yıldızlar gece ışıldayan. en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan... o kadar ağır yaşıyorum ki....
hani artık kimse yok cam buğusuna bir pati çizmekten mutlu olan insan....gündelik koşuşmalar,üç-beş ülkeden ondan bun dan şikayet... hepsi bu...ilk kitap kokusunu gözlerini kapatıp içine deli gibi çeken kimse yok burda ne de kitap fuarlarında kitaplara dokunan...tek tek...
gece öyle isteyince dışarıya çıkmak ta yok...binlrece hayvan var çünkü evrmi bitmemiş...içim acıyo düşündükçe
çok başka şeylerden bahsettim belki ama böyle karşımda kahve içer gibi usulca...sıcacık yanında hissetmek istedim...hani bizden, benden biri... çok özledim...
öykünü gülümseyerek okudum... içime aktı...gerçekten içimi ısıttı... böyle birşeye ihtiyacım varmış...olunca anladım
. hani şu dizelerde anlatmadığım ama anlatmak istediğim şeyleri de anladın biliyorum....gülümsüyorum bu yüzden.. hisset..
şimdilik hoşçakal....
15 Temmuz 2007 Pazar
yalnız yalnız yalnız ya da hayat kırıkları
Yalnızız işte ya da yalnızım evet... Daha bir kabullenir oldum artık bahaneler de uydurmuyorum ,kılıf aramıyorum ne bileyim bir yerlere sıkıştırmıyorum aynalardan kaçmıyorum bol bol konuşuyorum çoğalan kendimle…
Tırtıldım belki kozamı örüyorum kelebek olmaya hazırlanıyorum ama daha çok zamanım var biliyorum her uğraş her çaba sancılı ve ağır geçer bu da öyle bir şey belki de uçana kadar kaç kez düşücem kimbilir ?
Şimdiye kadar yapmadığım hatta nefret ettğim şeyleri yapıyorum internet sitelerinin kadın bölümlerine girip moda güzellik gibi tavsiyelerine bakıyorum ama olmuyor belki işe yarar diyorum biraz da olsa gider sıkıntım bunalmışlığım diyorum ama olmuyor tek tek okumadan kapatıyorum yine sayfaları evet gözaltı morluklarım vardı ve ben mutluydum onlarla yaşamaktan krem sürüp ya da bilmediğim otlarla gezmek istemiyorum ben böleyim… Saçlarım güzeldi belki ama kırıktı bunun için zeytinyağlı kürler yapmak saçmaydı beni ben yapan saçlarımdaki kırıklarımdı kesince gitmez miydi sanki? zaten alt üstü saç kırığıydı!
Peki ya diğer kırıklar diğer boşluklar diğer yaralar ? Onlara da bitki kürleri iyi gelir mi acaba ruhumu bir günlüğüne çıkarıp assam balkona kurur mu ıslaklıkları...
Hava sıcak... Şuan nasıl da isterdim denize bakmayı bir hamakta uyuyakalmayı uzun zaman oldu deniz kabuğu toplamayı kumlardan, içinden yengeç çıkarmayalı çokça zaman oldu... Büyüdükte mi böyle olduk biz? Sevinçler azalır oldu tüm bu saçmalıklar büyüdük diye mi yani?
Bütün bir ömrü koca bir evde bir kediyle baş başa geçirmeye hazır değilim henüz o kadar büyümedim. Tamam, her şeyimi kendim bizzat ben yapıyorum dolabın üstü ödenecek faturalarla dolu, akşamdan koymam gerekiyor kapıya damacanayı susuz kalmamak için, her ayaidatı ne zaman vericem diye debeleniyorum, lavaboyu ben açıyorum tıkanınca tamam... Hem sınavlarım hem ev hem de iş bulmakla yükümlüyüm tamam ama daha fazlasına hazır değilim. Yalnızlık ta güzel ama çaya kaç şeker alırsın diyen biri olmalı ya Yücel’in değdi gibi olmalı ya olmalı... Yoksa kendi elimle ördüğüm duvarların altında kalacağım böyle giderse…

