mümkün müdür...
yeniden?
kabuk tutan yaralar zamanında kopartılmazsa kendi düşer,düşünce anlaşılmaz iyileştiği...
öyle bir geçer ki... sahibini şaşırtır...
sonra başkalarına yara olur farketmeden...
nasıl da değişir insan...
git gide kalabalıklaşan yalnızlıkta sonsuzluk...
sonsuzluğun dibi yok
kimle kaç kişiyle içersen iç aynı
içimden sevmek geliyor bin mevsim görmek istiyor yeniden incitmeden...
mümkün müdür?
23 Temmuz 2010 Cuma
6 Temmuz 2010 Salı
boğazında bir kördüğüm
bunca şeylerden sonra sen bilir misin yeniden başlamayı
bilirsin elbet ben bilirim bildiğini
kime dokunsa yüreğin gücü yok
kanatları yok ki uçmaya
ellerinde ipler
uçlarında düğümler
düğümlerde bir kara
ellerin derin bir boşlukta
dolanır durur
biriktirdiklerinin neresindesin şimdi
biriktiremediklerin sırtında kambur
senin hikayen bu
başka bir şey bekleme...
vardır elbet onların sebepleri
senin susuşlarının bir anlamı vardır elbet
hikayen değişir mi ?
bak
zaten kimin kanatları var ki ?
umma başka birşey
güneşleri kimse söndürmedi sen göğe bak yeter..!
Etiketler:
düğüm,
göğe bakma durağı,
kanatsız,
yarım
18 Haziran 2010 Cuma
hayat / masal
hayattan kaçmak için mi uydurduk sence maasalları ne dersin sonra kandırdık "çocuklar masallar sizin için" deyip kendmize adadık..
??
bakma kendi kendimle konuşuyorum yine..
özledim yazmayı...
iyileşiyorum yavaş yavaş...
ruhum da bedenim de benim parçam sana diyorum hayat...
biriktirmiyorum artık biriktirmeyeceğim
nasılsa bir farkı yok
bir faydası yok...
içimdeki boşvermişlik git gide hızlanmakta...
unuttum unuttum diyorum hayat seninle inatlaşmıyorum artık... vazgeçmek değil...
içimden gemiler geçiyor eleni piyano çalıyor...
dünya sessizce dönüyor avuçlarımda...
gözlerimi kapatıyorum arada biliyorum ki belki sen o arada geçip gidiyorsun milyonlarca ışık yılı kadar uzak olduğunun farkındayım o yüzden hiç acele etmiyorum geçtiğin yollara attığın yıldızları görüyorum...toplamaya mecalim yok..!
kelimelerim artık yaşlandı...
açmayacağım o mezarlığı...
başka bir çocuk doğmalı bu günlerde olmalı ya doğmalı...
duvarlar artık beyaza boyanmalı...!
belki ben yeni doğmuş o cocuğa yeni masallar uydurmalıyım...
hayata dair gerçek masallar...
olamaz mı..
ya olmalı...!
not: ihmal ettiğim tüm blogcanlarım artık geliyorum:)
??
bakma kendi kendimle konuşuyorum yine..
özledim yazmayı...
iyileşiyorum yavaş yavaş...
ruhum da bedenim de benim parçam sana diyorum hayat...
biriktirmiyorum artık biriktirmeyeceğim
nasılsa bir farkı yok
bir faydası yok...
içimdeki boşvermişlik git gide hızlanmakta...
unuttum unuttum diyorum hayat seninle inatlaşmıyorum artık... vazgeçmek değil...
içimden gemiler geçiyor eleni piyano çalıyor...
dünya sessizce dönüyor avuçlarımda...
gözlerimi kapatıyorum arada biliyorum ki belki sen o arada geçip gidiyorsun milyonlarca ışık yılı kadar uzak olduğunun farkındayım o yüzden hiç acele etmiyorum geçtiğin yollara attığın yıldızları görüyorum...toplamaya mecalim yok..!
kelimelerim artık yaşlandı...
açmayacağım o mezarlığı...
başka bir çocuk doğmalı bu günlerde olmalı ya doğmalı...
duvarlar artık beyaza boyanmalı...!
belki ben yeni doğmuş o cocuğa yeni masallar uydurmalıyım...
hayata dair gerçek masallar...
olamaz mı..
ya olmalı...!
not: ihmal ettiğim tüm blogcanlarım artık geliyorum:)
Etiketler:
hayat,
hayat kırıkları,
masalsı
11 Haziran 2010 Cuma
bııırrr
efendim bir geldim nasıl geldim...
küçücük kollarıma iğneler giirdi...
serumdu ilaçtı derken ameliyata kadar gitti..:/
yarın ameliyat oluyorum burnucuğumdan...acil olmam gerekiyor imiş...
bana şans dua edin bişeylerr :)
neyse bu kadar acındırma yeterr..
cesurum ben cesurum hiç birşeyden korkmammm ki zaten ...
küçücük kollarıma iğneler giirdi...
serumdu ilaçtı derken ameliyata kadar gitti..:/
yarın ameliyat oluyorum burnucuğumdan...acil olmam gerekiyor imiş...
bana şans dua edin bişeylerr :)
neyse bu kadar acındırma yeterr..
cesurum ben cesurum hiç birşeyden korkmammm ki zaten ...
1 Haziran 2010 Salı
haziran...
ey haziran ki en şımarığıdır yazın...
en kiraz en kırmızı en tatlı akşamüstleridir yılın...
hoşgeldin...
şimdi yeni bir başlangıç daha yine bir sonun ardından...içim nasıl huzurlu... haziran nasıl da biliyorsun seni çok sevdiğimi...
gece izmire yolculuk var... uzun zamandıur bursadan bir adım öteye gitmemişim...çook iyi gelecek biliyorum... yolculuklarım hepinizi seviyorum...
ve evet biliyorum daha sık yazmalıyım...az daha sabret blog:)
21 Mayıs 2010 Cuma
Saçmalamak
Oysa her şey gelip geçer biliyorsun
Başlayan her şey biter
Başlayan her şey biter
Genco Erkal’dan dinliyorum bu gece. Belki 5yüzmilyonikinci kez:)
Bu dünya soğuyacak günün birinde... Fosile dönüşeceğiz ne trajedi ama... Ölü ozanlar derneğini izlemiş miydiniz? Çok küçükken izlemiştim ben sonra kitabını okudum ya da önce hangisini yaptım anımsamıyorum önemli de değil zaten... Orda da öyle diyordu düşünsenize böcekler bile bizden çok yaşayacak belki saçlarımızla… Bunu bile bile yaşamak dalga geçmek gibi insanla... (Hoş geldin Camus’nun saçma felsefesi.)
Ona rağmen deli gibi tutunuyoruz hayata... Asla pes etmee! Sarııl hayata. Sımsıkı sarııl yalnızlığına Tek gerçek olan sensiin tek gerçek olan sensin diyoruz... Ne için?
Sonunda ne var bu dünyanın? Altı üstü neresi?
Yağmurlar yağarken izledim biraz. Sonra sonu da başı da görünen bir gökkuşağı çıktı. Belki birileri acaba gökkuşağı çıktı mı bir yerlerde diye düşünürken ben burada gördüm... Kavs-i kuzahı... Sonra gittim makinemi aldım ama pili bitmişti resmini çekemedim... Çekmek istedim çünkü ilk defa başı sonu belli bir gökkuşağı gördüm:/ çok güzeldi çıkıp altından geçecekmişim kadar güzel ve gerçek... Çocukluğumda deli gibi koşardım altından geçmek için... Hiç geçemedim... Hiç... Derler ki dileği kabul olur... Belki o yüzden tuttuğum dilekler olmuyor...
Dilekler… Ben düne kadar hep tuttum ama artık inanmıyorum. Boğazımda takılan düğümün artık çözülmesi gerek bu yüzden yeniden gözden geçiriyorum aklımı... Düşlerin hepsini geri dönüşüm kutusuna atıyorum... Artık düş yok... Hayal yok... Umarım daha az rüya görürüm... Papatyaları da koparmayacağım artık... Bu ara bir sürü şeyde değişiklik yapıyorum içimde... İçimde yılların bahar temizliği var... Tüm eskileri atıyorum...
Yerine hiç bir şey koymuyorum...
Arifiye’den Pamukkale’ye gitmiştik bir kez trenle. Denizli’ye ve de... Gençken... Güzeldi ama ıssızdır orası... Soğuktur... Az kişi uğrar ya da öleydi önceden... Belki bir gün öyle bir duraktan göğe bakarım... Ama göğe bakmak için duraklara ihtiyaç yok biliyorsun sen nerde durup göğe bakarsın orası göğe bakma durağındır... Her adımında olabilir... Her denizli sokağında yani; sen nasıl istersen... Adalarda sabahları bankta porsuğa karşı kimse yokken kitap okurdum bazen. Nasıl iyi gelirdi... Nasıl özledim o huzuru...
Her şey biter... Ümitsizlik de biter…
Bu dünya soğuyacak günün birinde... Fosile dönüşeceğiz ne trajedi ama... Ölü ozanlar derneğini izlemiş miydiniz? Çok küçükken izlemiştim ben sonra kitabını okudum ya da önce hangisini yaptım anımsamıyorum önemli de değil zaten... Orda da öyle diyordu düşünsenize böcekler bile bizden çok yaşayacak belki saçlarımızla… Bunu bile bile yaşamak dalga geçmek gibi insanla... (Hoş geldin Camus’nun saçma felsefesi.)
Ona rağmen deli gibi tutunuyoruz hayata... Asla pes etmee! Sarııl hayata. Sımsıkı sarııl yalnızlığına Tek gerçek olan sensiin tek gerçek olan sensin diyoruz... Ne için?
Sonunda ne var bu dünyanın? Altı üstü neresi?
Yağmurlar yağarken izledim biraz. Sonra sonu da başı da görünen bir gökkuşağı çıktı. Belki birileri acaba gökkuşağı çıktı mı bir yerlerde diye düşünürken ben burada gördüm... Kavs-i kuzahı... Sonra gittim makinemi aldım ama pili bitmişti resmini çekemedim... Çekmek istedim çünkü ilk defa başı sonu belli bir gökkuşağı gördüm:/ çok güzeldi çıkıp altından geçecekmişim kadar güzel ve gerçek... Çocukluğumda deli gibi koşardım altından geçmek için... Hiç geçemedim... Hiç... Derler ki dileği kabul olur... Belki o yüzden tuttuğum dilekler olmuyor...
Dilekler… Ben düne kadar hep tuttum ama artık inanmıyorum. Boğazımda takılan düğümün artık çözülmesi gerek bu yüzden yeniden gözden geçiriyorum aklımı... Düşlerin hepsini geri dönüşüm kutusuna atıyorum... Artık düş yok... Hayal yok... Umarım daha az rüya görürüm... Papatyaları da koparmayacağım artık... Bu ara bir sürü şeyde değişiklik yapıyorum içimde... İçimde yılların bahar temizliği var... Tüm eskileri atıyorum...
Yerine hiç bir şey koymuyorum...
Arifiye’den Pamukkale’ye gitmiştik bir kez trenle. Denizli’ye ve de... Gençken... Güzeldi ama ıssızdır orası... Soğuktur... Az kişi uğrar ya da öleydi önceden... Belki bir gün öyle bir duraktan göğe bakarım... Ama göğe bakmak için duraklara ihtiyaç yok biliyorsun sen nerde durup göğe bakarsın orası göğe bakma durağındır... Her adımında olabilir... Her denizli sokağında yani; sen nasıl istersen... Adalarda sabahları bankta porsuğa karşı kimse yokken kitap okurdum bazen. Nasıl iyi gelirdi... Nasıl özledim o huzuru...
Her şey biter... Ümitsizlik de biter…
Gözlerimi çektim artık denizden, şimdi bebeklerim kara parçalarında...
BÖYLESİNE SEVİLECEK BU DÜNYA
BÖYLESİNE SEVİLECEK BU DÜNYA
"YAŞADIM" DİYEBİLMEN İÇİN...
Yaşım 27 olacak yakında... Bu kadar sevilecek mi bu dünya...
Yaşadım diyebilmem için...
Yaşım 27 olacak yakında... Bu kadar sevilecek mi bu dünya...
Yaşadım diyebilmem için...
Ah bir de unutmadan en güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımızdı değil mi ?
Etiketler:
deniz gökyüzü,
göğe bakma durağı,
saçmalamak,
yaşamak,
yine çocukluk nazım hikmet
19 Mayıs 2010 Çarşamba
düş bitti
Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır.
Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu...(murathan mungan)
Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu...(murathan mungan)
İnsan o umutla yaşıyor yaşayabiliyor da; sanırım yaşanmamışlıklara değil o umudun bittiğini anladığında uğruyor en çok hayal kırıklığına… ne Kadar beklesen de insan beyni üretiyor işte… ama sıra ona da gelecek zaman onu da getirecek yani umut etmemeyi yani beklememeyi yani umudun en kötü şey olduğunu anlamayı… anlasak bir vakit o zaman daha az acı çekeceğiz belki daha kabullenip sarılacağız fanustaki gölgeye… kurtulmak istemeyeceksin dahası seveceksin o fanusu… Hiç bir şeye sığınmadan…
Düşlerimle vedalaşıyorum… Düşlerimdeki gerçekleri yakıyorum kendi ellerimle… içimden sayıyorum 10a kadar söyleyebildiğim kadar tekrarlıyorum seni sevmiyorum…. Seni sevmiyorum …. Seni sevmiyorum…..
bak sevmiyorum seni…
Beni kitapların içine gömün insanların yanına değil…
lütfen...!
lütfen...!
14 Mayıs 2010 Cuma
eski
şenliğe gitmek için ayarlardık dersleriii... yürürdük kalabalığa çok da kalabalık olmayan çimlerde... hepsi bizimdi tüm ağaçlar,yeni yapılan binaların dışları, yazın tozları, sevdiğimizin yazarların şairlerin konferans günleri, küçük kağıtlara ders notlarının arasına düüşen kelimelerimiz,karda çıkardığımız ayak izlerimiz,düşmelerimiz,ayaz... gençtik işte var mıydı dahası...yüzbilmem kaç tane isyan binbilmem kaç tane hayalimiz vardı...şimdi kimse kalmadı...
yorulduk ve bitti hepsi...
hayat bazen çok saçma...
biz nerdeyiz?
neresindeyiz?
şimdi nereme koysam seni sığdıramam... nereye yakıştırsam sırıtırsın...
saldım seni canın nereye isterse oraya koy... beni de kanatlarına almayı unutmadan...
nedense "Nazım'ın Nereden Gelip Nereye Gidiyoruz" isimli şiirini okuduktan sonra bunlar dökülüverdi...ben de anlayamadım...
10 Mayıs 2010 Pazartesi
yokluk hali
aşkın her hali güzel...
o olmasa bile seninle varlığını bilmek güzel
şiiri güzel
hikayesi güzel
tüm iyi kötü halleri
a'dan z'ye tüm harfleri
senli benli yanları
sensiz bensiz yanları
esip geçtiği kırıp döktüğü yerler
geride bıraktığı çöküntüler
güzel
yeniden ayağa kalkmak güzel
seni karşımda görebilme ihtimali güzel
boynunun kokusunu burnumda görmek
kapatıp yeşilleri hıdrellezde seni dilemek güzel
geçtiğin yollara üflemek çiçek tozlarını
sabahları
tüm büründüğün halleri biriktiyorum
bir gün olur da karşımda görürsem seni
şaşırmayayım diye
Etiketler:
aşka dair,
aşkın halleri,
çiçek tozu
5 Mayıs 2010 Çarşamba
mayıs
içimi gıcıklıyosun mayıs...
akşamüstü deli gibi seviyorum seni...
yazı baharı getir
özlediğim ne varsa hepsini
yalnızlığımı süpür de git emi
içimi gıcıklamanı seviyorum mayıs
taze çıkmış eriğini çileğini
kokunu seviyorum mayıs
ne olur sen de sev beni...
emi...
benim seni sevdiğim kadar sevmesen de olur
valla
alınmam üzülmem hiç
yine de ben severim en çok seni...
akşamüstü deli gibi seviyorum seni...
yazı baharı getir
özlediğim ne varsa hepsini
yalnızlığımı süpür de git emi
içimi gıcıklamanı seviyorum mayıs
taze çıkmış eriğini çileğini
kokunu seviyorum mayıs
ne olur sen de sev beni...
emi...
benim seni sevdiğim kadar sevmesen de olur
valla
alınmam üzülmem hiç
yine de ben severim en çok seni...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)